advertising etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
advertising etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2014 Çarşamba

Anadolu Sigorta (Insurance) Street Fighter reklamı(ad)


Anadolu Sigorta'nın "Street Fighter" temalı viral reklamı hem ülkemizde hem de yurt dışında çok beğenildi. Reklamın bütçesinin ne kadar olduğunu bilmiyorum ama sıradan bir reklam çekip ünlü bir ismi reklamda oynatsalardı bu bütçenin çok üstüne çıkmaları gerekirdi. Benim fikrim kolay yollara kaçmaktansa böyle yaratıcı işlerin zorlanması yönünde, görüldüğü gibi bu reklam sadece internette yayınlanmasına rağmen çok büyük ses getirdi. Youtube'da izlenme sayısı 1 milyonun üzerine çıktı. Mirror gazetesi başta olmak üzere pek çok yabancı mecrada kendine yer buldu. Üstelik hedef kitleyi de çok iyi yakaladığını düşünüyorum. Street Fighter şu anda araba sahibi olan veya olacak olan kuşağın kalbinde ve zihninde çok ayrı bir yere sahiptir. Kısacası son yıllarda yapılmış en başarılı işlerden biri olduğunu düşünüyorum. Reklamı hazırlayan ajans Rabarba, hepsinin ellerine sağlık.  

Insurance company Anadolu Sigorta's Street Fighter themed Ad 
made a great impact in Turkey and also in the world. Advertising 
Agency Rabarba used Street Fighter's legendary character Ryu in 
the ad. First there is a man, he is talking about insurance and how 
he doesn't need one, and suddenly Ryu comes along and destroys 
the car. If you watch carefully, you can see the crowd making 
the same moves again and again like the crowd did in the game. 
Devil is in the details and that is what makes a good ad. So the 
message is clear, danger can come from anywhere, even Ryu can 
destroy your car :) 

10 Nisan 2014 Perşembe

Veri tabanlı Pazarlama ( Data-base Marketing)

     Pazarlama medyasını, satış gücünü (internet, telefon ve posta gibi) ve diğer pazarlama iletişim kaynaklarını kullanarak firmanın hedef kitlesinin gelişmesine yardım eden, onların taleplerini karşılayan, mevcut ve potansiyel müşteriler ile ilgili ticari ve ticari olmayan her türlü bilgiyi ve iletişim çabalarını elektronik ortamlarda saklayan, güncelleştiren ve gerektiğinde görüntüleyen ve bu sayede müşteriler ile yakın ilişkiler kurulmasına zemin hazırlayan yeni bir pazarlama yaklaşımıdır.
     Aslında veritabanı, doğrudan pazarlama şirketleri tarafından çok uzun zamandan beri kullanılmaktaydı. Veri tabanlı pazarlama kavramının gelişmesinde asıl etkiyi doğrudan pazarlama tekniklerinden biri olan doğrudan posta tekniği yapmıştır.
       Bilgi teknolojilerinde yaşanan büyük gelişmeler ve bu doğrultuda bilgisayar yazılımlarının giderek kapsamlı ve kullanışlı hale gelmesi ve  Doğrudan posta tekniğini uygulayanların da işlemleri bilgisayarlarda gerçekleştirmeleri veri tabanlı pazarlama anlayışının temellerini atmıştır.
       Teknolojinin büyük bir hızla gelişmesi ve insanların bilgisayarlar başında geçirdikleri sürelerin çok büyük oranda artması neticesinde E-ticaret de büyük bir hızla gelişmiştir.
       Tüketicilerin online alışverişi tercih etmelerinde ki en önemli faktörlerden biri de tüketici ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanmasına olanak sağlayan veri tabanlı web siteleri olmuştur.


2 Nisan 2014 Çarşamba

House of Cards ve TV'nin değişimi -5-

Peki ülkemizde televizyon kanalları ve yapım şirketleri nasıl oluyor da bu projelerin yaratım sürecinde araştırmalardan, geçmişte yapılan dizilerin analizlerinden ve izlenme oranları ile ilgili elde edilebilecek her türlü veriden yeterince faydalanmıyorlar, bu işin “tutarsa tutar tutmazsa yenisini koyarız” demek için çok maliyetli bir iş olduğu görülmektedir. Üstelik işin diğer korkunç yanı, dizi 1-2 hafta içinde yayından kalkınca işsiz kalan çok sayıda çalışan oluyor. Gelinen noktada dizilerin veya herhangi bir televizyon içeriğinin hazırlanma aşamasına bilimi katmamak mümkün gözükmemektedir.
Ülkemizde her ne kadar Netflix, Amazon, Hulu vb. online streaming şirketleri faaliyet göstermese de bizzat bu şirketlerin veya benzer konsepte sahip Türk şirketlerinin önümüzdeki dönemlerde ülkemiz piyasasına girmesi çok yüksek bir olasılıktır. Tivibu, Digiturk, D-smart ve Doğuş Holding şirketi olan Tvyo da bunlara benzer girişimleri gerçekleştirebilir. Bu durumda çok daha özgün ve güzel işler ortaya çıkabilir. Sektöre girmeye hevesli pek çok kişi de en azından bir pilot bölüm çekerek çalışmalarını izleyicinin beğenisine sunabilir. Bunun sektöre bir canlılık getirmesi ve rekabeti arttırması da muhtemeldir.    
Peki tek gelir kaynağı reklam olan televizyon kanalları ne yapacak? Elbette bu durum geleneksel kanalların sonu değil. Fakat gelişmeler gösteriyor ki reklam gelirleri azalacak. Burada medya yöneticileri, reklam verenler, reklam ajansları ve devlet yetkilileri bir araya gelerek farklı çözümler üretmeli ve yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Burada en önemli unsurlardan biri kalite olacak. Ayrıca geleneksel kanallarda izleyiciyi seçim sürecine dahil etmeli ve dizilerin izleyici tarafından sahiplenmesi sağlanmalıdır. İzleyici fikirlerinden ve geri dönüşlerden faydalanma süreci sadece dizi başlamadan önce değil dizi yayınlanırken de sürmeli ve dizlerin şekillenmesinde bu görüşlerden faydalanılmalıdır. Bu ve benzer uygulamalar yapılırsa bilinçlenen izleyici sevdiği dizinin yayınlanan reklamlar sayesinde devam ettiğini bildiği için yayınlanan reklamlara ve reklamı yapılan markalara daha büyük bir sempatiyle yaklaşabilir.

Sonuç olarak televizyon bütün dünyada değişiyor. Bu değişime ayak uydurabilen ve buna göre konum alan şirketler ayakta kalacak. Bu değişimle birlikte yeni iş alanları ve yeni şirketler doğacak. Elbette pazarlamanın ve reklamcılığında bu değişime uygun olarak kendini yenilemesi kaçınılmaz olacak.

House of Cards ve TV'nin değişimi -4-

Televizyon içeriğinin oldukça önemli bir kısmı internet üzerinden yayınlanıyor, 2016 yılında ise televizyon içeriğinin yarısının internet üzerinden yayınlanacağı öngörülüyor. Bu alana girmesi olası gözüken bir dünya devi var “Apple”. Eğer Apple’da bu alana girer ve kendi içeriğini oluşturmaya başlarsa mevcut düzen çok daha hızlı bir şekilde değişebilir.
Online streaming hizmeti veren şirketlerin uğraşabilecekleri sorunlardan birisi internet hızları ve bunun stabil olmasıdır. Fakat teknoloji her geçen saniye gelişiyor ve zaten günümüzde de oldukça düşük seviyelere indirilmiş olan bu sorun önümüzdeki dönemde tamamen ortadan kalkacakmış gibi gözüküyor. Ama bir sorun daha gözüküyor. O da tekelleşme tehlikesi, ABD’nin en büyük yüksek hızlı servis sağlayıcısı olan ve NBC Universal’in de sahibi olan Comcast bu alanda kendisinden sonra 2. Sırada yer alan Time Warner Cable’ı satın almak için girişimlere başladığını duyurdu. Eğer bu birleşme onaylanırsa kullanıcıların % 38’ine yakını tek bir şirketten hizmet almaya başlayacak. Bu durumun, kendisi de Online streaming hizmeti veren (xfinity) Comcast tarafından rakiplerine karşı bir koz olarak kullanılabileceği düşünülüyor ve toplumun pek çok kesiminden sert itirazlar geliyor. Fakat bu birleşme gerçekleşse bile gerekli düzenlemeler yapılarak olası bir sorunun önüne geçilebilir diye düşünüyorum.

Ülkemizde de durum pek farklı sayılmaz. Üstelik Türk dizi sektörünün, dizilerin çok uzun sürelere sahip olması gibi bir dezavantajı var. Amerika’da dramlar 40 dakika ile 1 saat komedi dizleri ise 21 dakika ile 30 dakika arasında değişirken, ülkemizde dramlar reklamsız 2 saat reklamlarla beraber 3 saate yakın sürerken komedi dizilerinin de komedinin temel yapısına hiç de uygun olmayarak dramlarla aynı veya çok yakın sürelere sahip oldukları görülüyor. Bu hem dizi maliyetlerinin artması hem de çoğu bu durumdan şikayetçi olan oyuncuların ve set ekibinin çok zor şartlar altında çalışmasına yol açıyor.  Genç nüfusun son derece yüksek olduğu ülkemizde toplumun televizyon seyretme alışkanlıkları değişti. Belli bir yaşın üzerindeki kesim televizyondan vazgeçmezken, gençlerin çoğu Türk dizilerinin yanı sıra yabancı dizileri de seyrediyor ve bunları internet üzerinden takip ediyor. Özellikle gençlerin takip ettiği “Leyla ile Mecnun” ve “İşler Güçler” gibi dizilerin reyting listelerinde çok üst sıralarda olmamalarına rağmen sosyal medya da en çok konuşulan ve internet üzerinden en çok izlenen dizilerden olmaları reyting verilerinin tek başına yeterli olamayacağının ve insanların özgün projeler seyretmek istediklerinin en önemli kanıtı olabilir. 

House of Cards ve TV'nin değişimi -2-

1997 yılında kurulan online film ve dizi izleme servisi Netflix tarafından hazırlatılan ve Netflix üzerinden yayınlanan dizi elde ettiği başarı ile kaçınılmaz olan değişimin hızlanmasına neden oldu. Netflix üzerinden 41 ülkede 44 milyon izleyici her ay 1 milyar saatin üzerinde dizi ve film izliyor. Şu an için bu izleyicilerin % 75’i ABD’de fakat diğer ülkelerde de kullanım oranı sürekli artıyor. Peki 13 bölümden oluşan bir sezonu tek seferde yayınlanan ve bütün ezberleri bozan “House of Cards” dizisi nasıl oluştu? Yukarıda bahsettiğimiz izleyici sayıları ve bu izleyicilerden elde edilen detaylı veriler bu sorunun cevabını oluşturuyor. Netflix’in elinde çok büyük bir veri kaynağı var ve Netflix bünyesindeki dizileri ve filmleri tam 73000 adet mikro türe ayırmış. Yapılan bu detaylı kategorizasyon izleyici beğenisini çok keskin bir şekilde anlamaya olanak sağlıyor. Elde edilen veriler sadece film ve dizilerin izlenme oranlarından ibaret değil, izleyicinin bunları hangi aygıtla(telefon, bilgisayar, tablet, Smart TV, oyun konsolları) izlediği, günün hangi saatinde izlediği, kaçıncı dakikasında durdurduğu, hangi bölümünde ileri sardığı veya hangi bölümünü tekrar seyrettiği gibi çok detaylı veriye ulaşabiliyor.
Eldeki bu büyük veri havuzu sayesinde hangi türde bir dizi yapılabileceği, bu türde hangi yönetmenin izleyici tarafından beğenildiği(örn: David Fincher), bu tür film ve dizilerde hangi oyuncuların beğenildiği(örn: Kevin Spacey), yeniden çevrim yapılacaksa bununla ilgili geçmiş veriler vs. gibi birçok sorunun cevabı bulunuyor. Dizinin temeli oluşturulurken bu verilerden faydalanılıyor ve işin geri kalan yaratıcı kısmı belirlenen ekibe bırakılıyor.

House of Cards ve TV'nin değişimi -1-

Televizyon hayatımıza girip kullanımı yaygınlaştığından beri sosyal yaşantımızı ve alışkanlıklarımızı kökünden değiştirdi. Televizyon ilk yayına başladığı yıllardaki tek kanallı günlerden sayısız alternatife sahip olduğumuz günümüze kadar pek çok değişim de yaşadı. Peki bu değişim sürecek mi? Televizyonun geleceği nasıl olacak?
Televizyon her zaman en hızlı ve en etkin iletişim araçlarından birisi olmuştur. Ama günümüzde yavaş yavaş televizyonun yerini almaya başlamış bir iletişim mecrası daha var “İnternet”. Özellikle geniş ağ bağlantısının kullanılmaya başlanması ve yeni geliştirilen teknolojilerle internet kullanım hızının artmasıyla insanlar televizyondan aldıklarını akıllı telefon, tablet, labtop vs. gibi iletişim araçları sayesinde ister evde, ister işte, ister sokaktayken internet üzerinden almaya başladılar. Bu durum televizyon kanallarının bütün içeriğini etkiledi. Fakat bu yazıda televizyonlarda en çok seyredilen içerik olan diziler üzerinden bu incelemeyi yaparak dizi sektörünün geleceğine ve televizyonların gelir kaynağı olan reklamların yeni düzen içerisinde nasıl bir değişim geçirebileceğine bakacağız.
Televizyona hazırlanan bir proje için kesin tutar demek mümkün değildir. Her proje risklidir. Bir dizinin kaderini etkileyen; ismi, senaryosu, yönetmeni, başrol oyuncuları, yan roller, yayın günü-saati vb. birçok unsur vardır ve bunların en küçük görüneni bile o dizinin kaderini etkileyebilir. Bu riskin sıfıra indirgenmesi elbette mümkün değil fakat gelişen teknolojiden ve izleyicilerden elde edilen detaylı verilerden azami şekilde faydalanılarak bu riskin en aza indirilmesi sağlanabilir.

Netflix üzerinden 2013 yılında ilk sezonu, 2014 yılının Şubat ayında ise 2. Sezonu yayınlanan “House of Cards” yaşanacak büyük değişimin habercisi oldu. İnsanların televizyon izleme alışkanlıkları büyük bir hızla değişiyor. İnsanlar artık kendilerine belirli bir saat dayatılmasını istemiyorlar, seyredecekleri diziyi istedikleri herhangi bir zamanda herhangi bir aygıt üzerinden seyredebilmek istiyorlar, üstelik sadece bir bölümle yetinmek de istemiyorlar. Artık bütün bir sezonu maraton şeklinde arkadaşlarla, aileyle veya tek başına izlemek tercih ediliyor. ABD başkanı Barack Obama’nın bile Twitter üzerinden büyük bir merakla beklediğini söylediği “House of Cards” ‘ın 2. Sezonunun tamamı Cuma günü yayınlandı ve o hafta sonu izleyicilerin çok büyük bir kısmı dizinin 2. Sezonunu izlemeyi bitirdi.

19 Ocak 2014 Pazar

Helmut Krone ve Julian Koenig

Reklam dünyasının öncülerinden birisi daha, Helmut Krone... 1925 yılında doğan Krone efsanevi DDB ekibinin en önemli parçalarından birisi olmuş ve kariyerinin 30 seneye yakın bir bölümünü bu ajansta sürdürmüştü. Daha önceki yazılarda konu ettiğim Volkswagen reklamlarının art direktörü olan Helmut Krone ayrıca yine çok meşhur olan Avis reklamlarının da art direktörlüğünü yapmıştır. DDB'den ayrıldıktan sonra kendi ajansını kuran Krone kariyerini burada tamamlamıştır. 1996 yılında hayatını kaybeden Krone sektörün en önemli isimlerinden biri olarak tarihe adını yazdırmıştır.
Gelelim Julian Koenig'e Volkswagen reklamlarında her zaman büyük paye Bernbach'a verilmiştir fakart bu yazıda bahsettiğim 2 kişinin haklarını vermek gerekir. Julian Koenig reklamların yazarıydı. Gerçekten de reklam metinlerinin ne kadar akıllıca ve vurucu bir şekilde yazıldığı ortadadır. Koenig 1921 doğumlu ve reklamcılığın en büyük yazarlarından birisi olarak kabul ediliyor. Sayısız reklamın yazarlığını yapmış olan Koenig modern reklamcılığın temellerinin atılmasında çok önemli bir yere sahip.

12 Ekim 2013 Cumartesi

The Economist reklamları



 Meşhur "The Economist" reklamlarından bahsetmek istedim. David Abbott iş basın ilanlarına geldiğinde tam bir dahi ve belki de sektörün en iyisi,  yukarıdaki reklamı da çok ince bir hamleyle reklamcılık tarihinin en iyi reklamları arsına sokmuş. "I never read The Economist" yani "The Economist'i hiç okumam." Burada her şey çok sıradan hatta reklamı yapılan The Economist dergisi için negatif bir söylem, fakat altındaki küçük puntolarla bu cümlenin kime ait olduğunu belirten yazı işin rengini bir anda değiştiriyor. "Management trainee, Aged 42" yani "Yönetici adayı, Yaş 42", bir yönetici adayının okulu bittikten sonra bu pozisyona başladığı düşünülürse 42 yaşın MT olmak için çok geç bir yaş olacağı ortadadır. Yani bu lafı söyleyen kariyerinde başarısız olmuş ve geç kalmış birisidir. Dergiyi okuyanların başarılı profesyoneller olduğu vurgulanıyor. The Economist reklamlarını incelemenizi tavsiye ederim.

Chivas Regal Babalar Günü reklamı






Daha önceki bir yazımda David Abbott'tan bahsederken Chivas Regal için hazırladığı reklamdan da bahsetmiştim. Yazmaya tekrar başlayınca bu güzel reklamı bir de ana dilimizde yazmak istedim. Bu reklamın reklamcılık tarihindeki en güzel, en uzun yazılmış ve en duygusal basın reklamlarından birini olduğunu söylemek isterim. Belki siz de babanıza hediye alırken yanına biraz buradan yardım alıp biraz da kendi duygularınızı katarak yazdığınız bir not ekleyip hediyenizi daha güzel bir hale getirebilirsiniz.

BABAMA,
Seni hayatım boyunca tanıdığım için
Bir zamanlar kırmızı bir bisiklet beni sokağın en mutlu çocuğu yaptığı için
Çimlerde kriket oynamama izin verdiğin için
Mutfakta belinde bir havlu sarılıyken dans ettiğin için
Çek defterin benim için her zaman yoğun olduğu için
Evimiz her zaman kitap ve kahkaha dolu olduğu için
Küçük bir çocuğun rugby oynamasını seyretmek için sayısız Cumartesi sabahından vazgeçtiğin için
Benden hiçbir zaman çok şey beklemediğin ama çok azla kaçmama da izin vermediğin için
Ben yatağımda uyurken masanda oturup çalıştığın sayısız gece için
Arılar ve kuşlar hakkında konuşarak beni hiçbir zaman utandırmadığın için
Cüzdanında bursumla ilgili solmuş bir gazete parçası taşıdığını bildiğim için
Ayakkabımın topuklarını da en az burnu kadar parlatmamı sağladığın için
Doğum günlerimi 38 seferin 38'inde de hatırladığın için
Görüştüğümüzde hala bana sarıldığın için
Anneme hala çiçek aldığın için
Saçındaki akların normalden fazla olması ve buna neden olanların kimler olduğunu bildiğim için
Harika bir büyükbaba olduğun için
Karıma ailenin bir parçası olduğunu hissettirdiğin için
Sana en son yemek ısmarladığımda Mc Donalds'a gitmek istediğin için
Sana ihtiyacım olduğu her zaman yanımda olduğun için
Bana kendi hatalarımı yapma fırsatı verdiğin ve bir kez bile " Sana söylemiştim." demediğin için
Hala sadece okurken gözlüğe ihtiyacın varmış gibi davrandığın için
Sana gerektiği kadar sık teşekkür ederim demediğim için
Çünkü bugün Babalar günü!

Çünkü, eğer sen bir Chivas Regal'i hak etmiyorsan başka kim edebilir ki!

9 Ekim 2013 Çarşamba

Nostalji Köşesi -1- " Garanti Bankası- Sucu çocuk" "Water boy"


Biraz da Türkiye'ye dönüp ülke reklamcılığının önemli reklamlarını hatırlayalım. Garanti Bankası için çekilen bu reklam eminim reklamcılıkla ilgilenen herkesin aklındadır. Kreatif direktörü Serdar Erener, yönetmeni 2004 yılında kaybettiğimiz en önemli reklam yönetmenlerimizden Ali Tara olan 1995 yapımı bu reklam filminin müthiş müzikleri ise Eurovision sinyal müziği "Çoban yıldızı" ve "Mesaj" gibi harika enstrümental parçaları da bestelemiş olan büyük usta Melih Kibar'a aittir. Bu reklamın beni en çok etkileyen yanı müziği olmuştur. Ama fikriyle, müziğiyle ve çekimiyle harika bir uyumun yakalandığı ortadadır. Zamanının çok ötesinde olan bu reklam filmi reklamcılık tarihimizde önemli bir yere sahip olacaktır.

TV ad "Water boy" was prepared for Garanti Bank. Water boy is slowly expanding his business, he is always polite and provides a good service. He is innovative in his own way. I think music is the key factor that this ad won great success. Composer is Melih Kibar, you can listen his other works in Youtube. I think you will love it. Creative director Serdar Erener, Director Ali Tara, 1995.

19 Eylül 2013 Perşembe

"1984" Apple



George Orwell'in enfes kitabı hakkında bir yazıyı edebiyatla ilgili bir blogdan okumanız gerekebilir. Ben size Apple'ın biraz da bu kitaptan esinlenmiş olan efsanevi reklamından  bahsetmek istiyorum. 1984 sadece bir kaç kere yayınlanmış bir reklam olmasına karşın reklam tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Reklamı hazırlayan ajans Chiat/Day ve Kreatif Direktör ise Lee Clow. Reklamın yönetmeni ise efsanevi yönetmen Ridley Scott; Gladiator, Alien, Blade Runner gibi kült filmlerin ve çok sayıda unutulmaz reklam filminin yönetmenliğini yapmıştır. 1984 reklam filmini ise Blade Runner tarzında çekmiştir. Reklamda Macintosh'un çıkışı ile sektörde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlatılıyor. Apple inkar etse de reklamın o zaman piyasanın tek hakimi olan IBM'i hedeflediği düşünülmektedir.

Super Bowl ve reklam

Her yıl Şubat ayının ilk Pazar günü yayınlanan Super Bowl maçları reklamcılık sektörü için de önemli bir yer tutmaktadır. ABD vatandaşlarının gözünde ayrı bir yeri olan Super Bowl maçları en yüksek izlenme oranına sahip canlı yayınlardan birisidir. 100 milyondan fazla kişinin takip ettiği bu maçın devre arasında yayınlanan reklamlar ise reklamcıların sene boyunca üzerinde çalıştıkları çok yüksek maliyetli ve en sansasyonel reklamlar olmaktadır. Günümüzde insanlar TV seyrederken reklamları genellikle atlarlar fakat Super Bowl reklamları da maç kadar ilgi çeker duruma gelmiştir. Tabi ki bu kadar büyük bir kitleye ulaşmanın maliyeti de her geçen yıl artmaktadır. 30 saniyelik bir reklamın maliyeti 1967'de 42000 dolar seviyesindeyken günümüzde bu miktar 3 milyon dolar seviyesine yaklaşmıştır. Youtube'dan Super Bowl reklamlarını aratıp izlemenizi tavsiye ederim.

15 Ekim 2012 Pazartesi

"Big Four" Omnicom Group

Omnicom Group Logo.png
Omnicom Group, WPP'ye benzer bir yapıdadır ve Amerika merkezli bir şirkettir. Bünyesinde bulundurduğu en önemli reklam ajansları; BBDO, DDB ve TBWA'dir. Bu yazılarda şirketlerin genel hatlarıyla ilgili bilgiler verirken daha sonraki yazılarda bu 4 büyük şirketin bünyesinde bulunan dünyanın en büyük reklam ajanslarıyla ilgili daha ayrıntılı yazılar yazacağım. Şirket tarihindeki önemli alımlara bakacak olursak; 1986 yılında BBDO, DDB ve Needham Harper'in alımı, 1993 yılında TBWA'in alımı ve 1995 yılında Chiat/Day'in alımı sayılabilir.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Reklamlarda Pepsi ve Coca-Cola savaşı

Pepsi ve Coca-Cola arasındaki rekabet hepimizin malumu, tabi Coca-Cola yıllardır liderliği elinden bırakmıyor. Pepsi'nin bu rekabet sonucu hazırladığı(hazırlattığı) gerçekten çok zekice ve esprili reklamları var. Bu reklamların çoğu (belki de hepsi) Coca-Cola'dan dolayı yayınlanamamıştır. Fakat internet üzerinden oldukça fazla seyredildiği görülüyor. Pepsi bu rekabette öne geçebilmek için her zaman çok büyük yatırımlar yapmıştır. Pepsi reklamlarında her zaman en büyük yıldızlar oynamıştır. Michael Jackson'ın oynadığı reklam filmi çok önemlidir. Dediğim gibi her zaman içinde bulunulan dönemin en ünlü sanatçıları ve futbolcuları bu reklam filmlerinde oynamışlardır. Coca-Cola reklam filmlerinde ünlüleri pek fazla kullanmadı onların stratejisi daha duygusal reklamlar olmuştur. Son yıllarda çoğu büyük şirket gibi bu iki şirket de reklamlarında ve pazarlama faaliyetlerinde yerel düşünmüş ve tutundurma faaliyetlerini bu doğrultuda gerçekleştirmiştir. Ramazan sofralarının reklamlarda yer alması, ulusal ünlülerin reklamlarda kullanılması, yerel motiflerden faydalanılması  gibi hamleler yapılmış ve bunlar her geçen dönemde artarak devam etmektedir.
Bu iki dünya devi ile ilgili rekabetin çok kızgın olduğu yılları anlatan "Kola savaşı nasıl kazanıldı" isminde bir kitap var. Kitabı Pepsi'nin o dönem ki başkanı Roger Enrico yazmış, yeni basımı var mı bilmiyorum. Benim elimde eski bir basımı var ve ilginizi çekerse sahaflardan bulabilirsiniz diye düşünüyorum.







12 Ekim 2012 Cuma

David Ogilvy



Reklamcılık tarihinde çok önemli yer tutan kişilerden biri de David Ogilvy'dir. 1911 yılında İngiltere'de doğan Ogilvy daha sonra Fransa'ya giderek burada bir restoranda çalışmaya başladı. Daha sonra Aga marka kuzineleri satmak için İngiltere'ye döndü. Firma daha sonra ondan satışçılar için bir klavuz yazmasını istedi. Yazdığı kılavuz beğenildi ve o sırada Mather&Crowther reklam ajansında çalışan abisinin yardımıyla bu ajansa girdi ve daha sonra ajans kendisi araştırmalar yapmak üzere New York'a gönderdi. Bir süre sonra kendi ajansını kurmaya karar verdi ve bazı İngiliz ajanslarının desteği ile kendi ajansını kurdu. Ogilvy İngiliz aksanının Amerika'da çok işine yaradığını söylüyor. Daha sonra kendisini üne kavuşturan iki reklamı hazırladı. Birisi Hathaway gömlekleri için hazırladığı reklam kampanyası diğeri de Schweppes için hazırladığı reklam kampanyasıdır. Bu reklamlarda kullanılan Başlık büyük görsel ve altta metin olan düzen daha sonra VW'nin reklamlarında kullanıldığında Bernbach'ın önce biraz sinirlendiği söylenir. Bu reklamlardaki oyun, dikkat çekici resimler ile reklama dikkat çekmek daha sonra da merak ederek alttaki metni okutmaktır.


11 Ekim 2012 Perşembe

Alex Bogusky'den bir yazı


Kreatif direktörler profesyonel delilik işindeler
Öncelikle kreatif direktör olmayı sevdiğimi söylemek istiyorum. Çoğu zaman belki de dünyanın en iyi işine sahip olduğumu düşünüyorum.
Bunu söyleyerek başlıyorum çünkü yazdıklarımın bir çoğu, okuyuculara sanki çok zor bir durumu veya zorluğu tarif ediyormuşum gibi gelecek. Ve tahminime göre çoğu insana delilik bir zorluk gibi gelebilir, ama biz kreatif direktörler normal değiliz hem de bir parçacık bile. Normal olduğunuzu hayal edebilirsiniz. Biliyorum çünkü yaptım. Çok uzun yıllar boyunca kendimi çok normal olarak tanımlamama rağmen kendimi pek ikna edemedim.
Kreatif direktörlere deli olmaları için para ödenir. Bir çeşit profesyonel şizofreni. Profesyonel delilik ve amatör delilik arasında çok büyük bir ayrım vardır. Profesyoneller amatörlerden çok daha iyi ücretler alıyorlar ama arada başka ayrımlarda var. Aksi halde kreatif direktör bulmak için bütün klinikleri dolaşmanız yeterli olurdu. Fakat bir çok finansçının düşüncesinin aksine bu aslında işe yaramaz. Bir profesyonelle amatör arasındaki fark deliliği açıp kapayabilme özelliğidir. Aslında çoğunlukla kapatmaktır. Açma işlemi çoğunlukla otomatik olarak başka insanlar sayesinde gerçekleşiyor.
Çoğu reklam yazarı ve art direktör olan bir sürü insanın sizin onların fikirleri hakkında düşünmenize ihtiyacı var. Bir sürü fikirleri var ve hepsini de beğeniyorlar. Kendi fikirleri üzerinde ısrar ediyorlar ve kafanız bu fikirlerle doluyor. Eğer gerçekten yoğunsanız ve ajansa bir sürü iş geliyorsa, o haftayı kendinize ait tek bir düşünceniz olmadan geçirebilirsiniz.
Aslında bu düşünmediğiniz anlamına gelmez,düşünürsünüz ama kendi kafanızda oluşmayan fikirler hakkında düşünürsünüz. Belki de beyninizin sahip bile olamayacağı garip ve muhteşem fikirler kendileriyle taban tabana zıt yüzlerce fikirle birlikte barınmak zorunda. Tabi ki kafanızın içinde süren bu savaşta sizin düşünceleriniz her iki tarafında yanında olabilir.
Şimdi eğer bu düşünme işlemini yapacak kadar bol vaktiniz olduysa bu pek delilik olmayabilir. Bu felsefe gibi çok daha yüce terimlerle tarif edilebilir. Ve ben aslında bütün iyi pazarlama ve markalama faaliyetlerinin felsefe olduğuna inanıyorum. Bir felsefe yarat ve onu ifade et. Ama bu kesinlikle hafif bir felsefe. Kafanda 15 dakikadan daha fazla yer almayan her düşünce ve kafanda aynı miktarda önem taşıyan her düşünce ile birlikte düşünce süreci daha çok şizofreniye benziyor.
Sizin kendi fikirleriniz olması gerekmez. Zamanla fikirlerinizi azaltmayı öğreniyorsunuz. Aksi halde bu durum çalışanlarınız için hiç de adil olmaz. Siz art direktörleriniz ve yazarlarınızla yarışmıyorsunuz. Siz onların fikirlerini geliştirmelisiniz .Bu yüzden eğer orijinal bir fikriniz varsa (ki bu olur) iyisi mi onu başkasına verin ki o da eğip büküp size geri versin.
Aslında sıradan bir psikozlu hastanın anlatabileceğinden fazla bir şey anlatmadım. Ama işte şimdi profesyonel kısım geliyor. Şimdi bütün bu sesleri alıyorsunuz ve hepsini bir tanenin içine sığdırıyorsunuz. Bazıları gitmek,bazıları katılmak,bazıları da zamanı gelinceye dek beklemek zorunda.
Ve bunların hepsini tamamladığınızda bütün bu deliliği,birisinin sahip olabileceği en harika fikirmiş gibi müşteriye sunmanız gerekiyor.

Neil French


Gerçekten çok önemli bir reklam yazarı, inanılmaz bir deha. Britanya'lı bir reklam yazarı ve üst düzey yönetici olan Neil French, Singapur'da bulunan The Ball Partnership'e katılması ile birlikte Asya reklam dünyasında bir devrim gerçekleştirmiştir. Chivas Regal, Kaminomoto ve özellikle gerçekte var olmayan bir ürün olan XO Beer için yaptığı kampanyalar dünyanın her köşesindeki reklamcılık okullarında vaka analizlerinde kullanılmaktadır. XO beer için yaptığı kampanya ile bir çok ödül ve başarı kazandıysa da, uydurma reklamların( scam ads ) ortaya çıkıp yayılmasında etkili olduğu için eleştirilere maruz kalmıştır.
Neil French, WPP plc gibi bünyesinde Grey, Y&R, JWT, Ogilvy vb. çok sayıda önemli reklam ve halkla ilişkiler şirketini barındıran bir şirketin Dünya genelindeki Kreatif direktörü iken 2005 yılında Toronto'da bir konferansta kadınların reklamcı olmalarıyla ilgili söylediklerinden ve bunun üzerine yaşanan tartışmalardan sonra8farklı başka sebeplerde olabilir) bir reklamcının gelebileceği en yüksek mevkiyi bırakarak Singapur'a gitmiştir. Amerika ve Avrupa reklamcılığı adına büyük bir kayıp olmakla beraber Asya reklamcılığını baştan aşağıya değiştirmesiyle Global reklamcılık tarihinde kendine sağlam bir yer edinmiştir.
Neil French'in yazdığı "Sorry for the Lobsters" isimli kitaba önsöz yazan Indra Sinha'nın anlattığına göre, Singapur'da düzenlenen bir reklam yarışmasında jüri kazanan reklamları seçmiş ve 5 altından 3, 23 gümüşten 19 ve 45 bronz ödülden 30 tanesini Neil French'in kazandığını görmüşler, dağılımın biraz daha dengelenebilmesi adına tekrar bir değerlendirme yapmışlar fakat değişen bir şey olmamış. Neil French'in Asya ve Dünya reklamına kattıkları ve etkisi gerçekten muazzam.
Neil French'in meslek ve özel hayatını anlattığı bu kitap gerçekten çok etkileyici gibi fakat elde etmesi zor. Bir şekilde ulaşabilirsem sizinle ilerde kitaptan notlar paylaşmak isterim.